.jpg)
Genelde annemin sözünü dinlerim RÖPORTAJ:TULUHAN TEKELİOĞLU
Karşımda iki çift göz... Kocaman. Anne-oğulun bakışları birbirine benziyor. Yoğun ve derin... İkisi de gözleriyle anlatıyor, sözler anlamsız kalıyor. Boğaz'ın en güzel göründüğü yerlerden birinde, küçük bir dairede yaşıyor Yavuz Bingöl. Annesi Şahsenem Bacı, 72. Koğuş'un galası için gelmiş, gelmişken biraz da oğluyla ilgilenmeye karar vermiş. 'Azalt şu sigarayı,' diyor. Ama konuştukça, birini söndürmeden diğerini yakıyor, Yavuz Bingöl. Yanlarında biraz daha kalmayı, Şahsenem Bacı'yı yakından tanımayı çok isterdim. Güçlü ve kararlı bir kadın . Aynı zamanda duygusal... Aynen oğlu gibi... Dokunduğu şeyi şiire, türküye çevirebilen, Türkiye'nin sevilen halk ozanlarından biri... Oğluyla ilgili bir saptaması var ki, hoşuma gitti...'Yavuz suskun ama içinden çıkmayı bekleyen çok söz var, bilin,' dedi...
YAVUZ BİNGÖL
Gecekondu mahallesinde büyüdüm. Mesela akranlarımız tatil yaparken ben tamirci çıraklığı yapıyordum, kardeşim simit satıyordu. Bu bizim hayatımızın zenginliğidir. Gecekonduyu bize annem yaptı. Hatta hiç unutmam, dört duvarı kapatmıştık. İlk yattığımız gece çatı ve pencereler yoktu. Annem ve biz üç kardeş, yattığımız yerden yıldızları sayıyorduk. Sabaha karşı yağmurla uyandık. Annem tam bir Osmanlı kadınıdır. Çocuğuz, barikatlarda nöbet tutuyorsun, devrimcisin, elimizde silah, eve giderdik, annem bizi görünce 'Ulan ben sizi bugün giydirdim, ne bu üstünüz!' diye bizi döverdi. Hayatımda pahalı şeyler almayı hiç sevmedim. Ben 10 çift gömlek alırım, bu 10 çift gömleği de 150 liraya alırım. Pazardan giyiniriz yani.
BİNGÖL'ÜN ANNESİ ŞAHSENEM BACI
Yavuz'un hayatından uzaklaşmam gerekirdi. Pencere diplerinde yol gözleyen bir anne olmak istemedim. Her şeyine karışan bir anne olmak istemedim. Eğer onun yanında olursam bunları yapacağımı biliyordum. Mutlu bir evlilik yaşamadığım için ikincisini düşünmedim. Biz çok enteresan şeyler yaşadık ama hiçbir zaman sızlanmadık. Bunları hep olağanmış gibi karşıladık. Tencereyi ocağa koyardım, içinde su var. Çocukları çağırırdım, 'Gelin yemek hazır,' diye. Çocuklar gelirdi tencerenin içinde sadece su var. Yavuz'la karşılıklı çalar söyleriz. Mızraplarımız birbirini tutmuyor ama. O ustaca atıyor, ben ozanca...
- Yavuz Bingöl sizinle çok dertleşir mi?
- Ş.B: Yavuz çocukken de içine kapanık bir çocuktu ama sokakta çocukların en yaramazı, en hareketlisiydi. Ben hâlâ Yavuz'da o suskunluğu görüyorum. O da biraz baba baskısından geliyor. Babası hakkında bir şey konuşmak istemiyorum. Çok oldu boşanalı. Yavuz 15 yaşındaydı, o gün bugündür beraberiz.
- Neden İstanbul yerine İzmir'de yaşıyorsunuz?
- Ş.B: Yavuz'un babasından ayrıldıktan sonra İzmir'e geldik. İşe girdim. Hasbelkader 35 yaşından sonra memur oldum. İşçi olarak girdim, şansım yaver gitti. İhtilal oldu, ihtilal bizi memur etti. Orada emekli oldum. Yavuz, Yavuz Bingöl olduktan sonra geldim yanına; Moda'da oturduk, Harem'de oturduk. Benim Yavuz'un hayatından uzaklaşmam gerekirdi çünkü özel yaşantısı var, gece geç gelmeleri var, ben pencere diplerinde yol gözleyen bir anne olmak istemedim. Her şeyine karışan bir anne olmak istemedim. Eğer onun yanında olursam bunları yapacağımı biliyordum. Yavuz'a dedim ki 'Sen evine, ben evime...' Kolay olmadı.
YAPTIĞIM İŞLERLE KONUŞMAYI SEVİYORUM
- Yavuz Bingöl'ün annesi olmaktan öte, Türkiye'nin ender kadın halk ozanlarından birisiniz. Hâlâ üretken misiniz?
- Ş.B: Çok duygusalım, zaman zaman bu zarar veriyor. Çok yazıyorum. Şiirlerim yakında çıkacak kitap olarak.
- Bu yetenek oğlunuza sizden geçmiş belli ki...
- Y.B: Evet. Annem dört buçuk yaşında sazı kucağıma vermiş. Yedi yaşımda Aşık Veysel'in türküsünü öğretmişti bana. Mutfakta iş yapıyordu, hatırlıyorum. Gittim, 'Anne bak biraz çıkarıyorum,' dedim.
- Anneniz 'Yavuz'un içinde çıkaramadığı bir suskunluk var,' dedi, içeride, odada...
- Y:B: Dinlemeyi severim. Belki de o yüzden. Arkadaş ortamında da az konuşan bir kişiyim, daha çok yaptığım işlerle konuşmayı seviyorum. Ama konuşulması gereken yerlerde de konuşurum.
- Kolay geçmeyen bir çocukluğunuz olmuş...
- Y.B: Gecekondu mahallesinde büyüdüm. Ama yaşadığım çocukluktan hiç mutsuz değilim. Çok güzel arkadaşlıklarım vardı, annem başımızdaydı. Babam annemden ayrılmadan önce, yaz tatillerinde akranlarımız tatil yaparken bizi çalıştırırdı. İyi ki de çalıştırmış. Bu bizim hayatımıza zenginlik kattı bence. Mesela bizim akranlarımız tatil yaparken ben tamirci çıraklığı yapıyordum, kardeşim simit satıyordu, su satıyorduk... Bu, bizim hayatımızın zenginliği, iyi ki yapmış diyorum babam bunu. Biz böyle pasif çocuklar olsaydık hayata tutunamayabilirdik. Gecekondu mahallesindeki iki göz evimizi şimdi arıyorum yani.
- Nasıl bir evdi sizinki?
- Y.B: Kapımız açıktı. Işık en son bizim evimizde sönerdi. Gelen giden çoktu. Yedirmeyi, içirmeyi severiz. Sazlı sözlü muhabbetimiz çoktur.
- Bütün kardeşler saz çalıyor muydu?
- Ş.B: Yok, sadece Yavuz çalıyordu. O yetenek sadece Yavuz'da vardı. Diğerlerinde yoktu. İzmir Gültepe'de yaşadık yıllarca. 16-17 yıl kaldık. Orada bir gecekondu yaptım. İşe girdiğim zaman 38 yaşımdaydım.
- Y.B: Annem 70'li yıllarda siyasi bir ozandı ve Aydın Okan annemin iş aradığını duymuş. O zaman cezaevindeydi. Hemen cezaevinden talimat veriyor, 'O bizim bacımız, onu işe alın' diye. Hemen işbaşı yaptı ve oradaki arazilerden birini bize verdiler. Annem bize bir gecekondu yaptı. O gecekondu annemin ve bizlerin sırtından geçmiştir. Hatta hiç unutmam, dört duvarı kapatmıştık; ilk yattığımız gece pencereler ve çatı yoktu. Yıldızları sayıyorduk üç kardeş. Sabaha karşı yağmurla uyandık.
- Ş.S: Biz çok enteresan şeyler yaşadık ama hiçbir zaman ağlayıp sızlanmadık. Bunları hep olağanmış gibi karşıladık. Ben çocuklarıma hiçbir zaman zayıf yanımı belli etmedim. Belki de benden cesaret aldılar.

Devrim kokan bir kaset yapmak istiyorum RÖPORTAJ:TULUHAN TEKELİOĞLU
- Yeni bir albüm yapma isteğiniz var mı, anne-oğul?
- Y:B: Annemle 1980'li yılların sonlarına doğru albüm yaptık. Sonra ben grup çalışması yaptım 1995'e kadar. 95'ten sonra solo olarak devam ettim. Şimdi annem 'Bir veda albümü yapalım beraber,' diyor.
- Ş.B: Ülkemizde halk ozanlarına devlet sahip çıkmıyor. Hatta sahip çıkmayı bırak, önümüze taş koyuyorlar. Biz Mahsuni ile beraber Avrasya ülkelerine gittik, adamlar halk ozanlarını bakanlıktaki toplantıya alıyorlar. Halk ozanına ev yapmış, araba vermiş, maaşa bağlamış. 'Sen yaz,' demiş, 'edebiyatıma katkıda bulun.' Biz de elimize sazı alıp, sokağa çıktığımızda tepemize bindiler. Zindanlara saldılar.
- Neden veda albümü?
- Ş.B: Yani ses tonum rengini kaybediyor, ben bundan endişeliyim. Yavuz da diyor ki, 'Anne teknik çok ilerledi, onlar gideriliyor...' Bu nedenle ben son bir kaset yapmayı çok istiyorum. Böyle devrim kokan bir kaset.
- Neye tahammülünüz yok bu ülkede Şahsenem Bacı?
- Ş.B: İnsan kayırmalar, iğrenç politikalar, haksızlıklar, kadınların ezilmesi... Bunların hepsi beni üzüyor.
- Neden yeniden evlenmek istemediniz?
- Ş.B: Mutlu bir evlilik yaşamadığım için ikincisini düşünmedim. Siz hareketlerinizle göstereceksiniz ki, karşınızdaki o cesareti bulsun. Ama ben asla kimseye öyle bir cesaret vermedim.
- Y.B: Biz anneme bazen söylüyorduk, 'anne, evlen,' diye, ama o cesareti de her zaman bulamazsınız. Tam bir Osmanlı'dır annem aslında. Biz çocukluğumuzda barikatlarda nöbet tutardık, devrimcisin, elinde silah, eve giderdik, 'Ulan ben sizi bugün giydirdim, ne bu üstünüz,' diye bizi döverdi. Aslında çok sıkıntı içinde büyümüş ama çok mutlu çocuklardık. Arabesk bir hayat sürmedik. Sıkıntılıydık, ama o sıkıntılarla nasıl baş edileceğini bize öğretmişti annem.
- Ş.B: Ayrıldıktan sonra baba hayatımızdan çıktı. Beş-altı yıl nerede olduğunu bile bilmedik. Açsak da kimseye belli etmedim. Tencereyi ocağa koyardım, içinde su var. Çocukları çağırırdım, 'Gelin yemek hazır,' diye. Çocuklar gelirdi tencerenin içerisinde su kaynıyor.
- Y.B: Tencerede yemek yoksa bile orada bir şey kaynadığını düşünüyorduk biz. Ayağımıza hiç çöp batmadı. Ne bir uyuşturucu kullandık, ne başka şey, cezaevinde olabilirdik, ölmüş olabilirdik, kötü arkadaşlarımız olabilirdi. Allah bize yardım etti her zaman.
Yavuz'a bu kadar şöhret yeter RÖPORTAJ:TULUHAN TEKELİOĞLU
- En büyük hayaliniz neydi?
- Y.B: Yıllarca beraber yaşadığımız gecekonduyu yıktık. Aynı arsanın üzerine çok büyük, dubleks bir ev yaptım. Sonra o eve bir gün hırsız girdi. Hırsız girince annem o evden soğudu. İzmir'in başka bir yerinden ev almak istediğini söyledi.
- Medyadaki imajıyla sizin oğlunuz arasında fark var mı?
- Ş.B: Yavuz kendi yaşamından, kendi ağır oturuşundan, kendi karakterinden, efendiliğinden taviz vermedi. Yavuz, hakkında yazılanlardan çok daha değerli. Onun özel hayatına karışan bir anne değilim. Olmuştur tabii, 'Yapma,' demişimdir ama.
- Y.B: Anneler oğullarına aslında kimseyi layık görmezler. 'Bu kız oğlumu üzer mi?' şeklindeki değerlendirmeleri her anne yapar.
- Ş.B: Dertleşiriz ama Yavuz'un gönül ilişkileri bana kapalıdır, açmaz onları.
- Y.B: Belirli bir yaştan sonra mümkün olmuyor. Ona karışmak da hiç doğru değil. 19-20 yaşımda olsam anneme açılırım belki ama ben 45 yaşımdayım, 22 yaşında bir kızım var. Ben de bir babayım yani. Bu yaştan sonra anneme getirip 'Bu kadın bana yakışır mı?' diye soracak halim yok...
- Annenizden aldığınız en büyük erdem ne?
- Y.B: Mütevazılık.
- Oğlunuzun en çok hangi tarafını seviyorsunuz?
- Ş.B: En çok duygusallığını seviyorum. Kendinden daha zor durumda olanlara yardım etmesini seviyorum. Kardeşlerine de çok destek oluyor. Yavuz'a bu kadar şöhret yeter. Sağlığı iyi olsun yeter.
- Sevmediğiniz yönü?
- Ş.B: Sigara içiyor. O sigarayı içtikçe ben üzülüyorum. Ben de içtim zamanında. Paketin içinden beş tane alıyordum... Sonra bıraktım. Benim yaşamımda kararlarım vardır. Onu verdim mi, kimse beni durduramaz.
Pazardan giyiniriz... TULUHAN TEKELİOĞLU
- Ne kadar dinlersiniz annenizin sözünü?
- Y.B: Genelde annemin sözünü dinlerim. Hayatım boyunca bayramlarda ve yılbaşlarında hiç çalışmadım. Aileyi toplarız. Bayramda kazanacağım para için de 'Kazanmayayım kardeşim,' derim. Özel günlerde bir aradayız.
- 72. Koğuş'ta oynuyorsunuz. Kolay mı tiyatro oyunculuğu?
- Y.B: Çok zor... Ama çok sevdim.
- Ş.B: Yavuz'un oyununu çok beğendim, ama Yavuz'un zaten hayatı tiyatro. Bizim hayatımız zaten tiyatro. Ben Yavuz'un tiyatroda başarılı olacağına emindim, içimden hep 'Keşke Yavuz bir tiyatroda oynasa,' dedim.
- Y.B: 8-10 yıl önce annemi ilk kez Beymen'e götürdüm. Annem bilmez Beymen'i, Vakko'yu.... Annem bir ayakkabının fiyatına baktı, anlamadı önce. Bir sıfır eksik gördü galiba, sonra öğrenince dedi ki 'Ben buna dünyayı alırım...' İstemedi... Ben de hayatımda hiç pahalı şeyler sevmedim. Yani 10 çift gömlek alırım, ama 10 çift gömleğe 150 TL veririm. Pazardan giyiniriz yani.
YAVUZ BİNGÖL VE ANNESİ ŞAHSENEM BACI RÖPORTAJI CUMARTESİ SABAH TULUHAN TEKELİOĞLU